Hakkında

Emir Gamsızoğlu’nun “Geveze Piyanist” konsepti

Bendeniz gevezeyim. Beni tanıyanlara sorun, bunu hemen onaylayacaklardır.

Bütün piyanistler biraz gevezedir zaten. Düşünün ki gününüzün en az 5-6 saatini tek başınıza bir odaya kapanıp siyah beyaz tuşlara ve bir duvara bakarak geçiriyorsunuz. Haliyle çalışmanız bitip de bir insan yüzüyle karşılaşınca uzun uzun konuşmak istiyorsunuz.

Diğer piyanistlerden farklı olarak çok geç yaşta müziğe başlamamın (20 yaşında, evet 20 !) eğitim hayatım boyunca bana yaşattığı büyük güçlükler oldu. Fakat bunları aştıktan sonra şunu farkettim ki, çocukken müziğe başlayan müzisyenler artık sıradan biri gibi müzik dinleyemiyor, ya notaları isimleriyle duyuyorlar ya da analiz etmekten kendilerini alamıyorlar. Belki de küçük yaşta beynim yıkanmadığından müzisyenliğimi bir kenara bırakıp hiç müzik eğitimi almamış biri gibi müziği dinleyip değerlendirebiliyorum ve bu bakış açısı seyirciyle daha rahat, açık ve tabusuz bir iletişim kurmamı sağlıyor.

İşte böyle anlardan biriydi; fonda Bach kayıtlarından biri çalarken arkadaşımla farklı bir konuda sohbet ediyorduk, eserin çok güzel bir pasajı geldiğinde durup sessizce dinlemekten kendimizi alamadık ve 10 saniye boyunca bu pasajdan bahsettikten sonra konuştuğumuz konuya geri döndük. Bu arada farklı konu dediğim kızlardı. Olan şeyi farkedince, Bach müziğine saygısızlık eden, aptal ve “yüksek kültür”ü anlamayan gençler olduğumuzu düşünüp kendimizle alay ettik. Fakat birkaç gün sonra, yine Bach dinlerken onun müziğinin yapısını, mimari stiller, resim, heykel ve edebiyat akımları ile kıyaslarken bulduk kendimizi. Sonrasında yolda eve giderken birden durup “Nasıl oluyor da müzik çalarken entellektüel konulardan bahsetmek, kızlardan bahsetmekten daha iyi birşey oluyor” diye sordum kendime. O an anladım ki, biz Bach’ın müziğini o kadar seviyorduk ki, ister kızlar, ister politika, ister sanat, ister bilim hakkında konuşurken, hayatımızın her anını onunla geçirmek istiyorduk ve bunun tek sebebi Bach’ın müziğine duyduğumuz sonsuz sevgi ve saygıydı.

Bu farkındalıkla, yıllar boyu konserlerimde çalmaya başlamadan önce seyirciyle iletişim kurdum, onlara müzik ve besteci hakkında bilgi verirken bir yandan da eserin bana neyi hissettirdiğini paylaştım. New York’a geldiğimde Amerikalıların daha akademik ve tabiri caizse “ciddi” bir konser formu olan “Lecture Concert”, yani Konferans Konseri adında bir versiyonu çoktan  yaratmış olduklarını gördüm. Katıldığım birkaç konferans konserinden sonra bu formda iyi yürümeyen bir şeylerin olduğunu hissettim. İki opsiyonunuz oluyordu; ya kısa bir program çalacaksınız ki konuşma ile beraber etkinlik fazla uzamasın, ya da seyirciyi 3 saatlik bir konserle sıkıntıdan öldürmeyi planlayacaksınız. Bunları düşündüğüm sırada teknoloji şu anki kadar ulaşılır değildi. 2008 yılında bulduğum çözüm basitti; eserleri icra ederken seyirci ile bir ekran yoluyla iletişim kurmak.

Bu konseptin “akademik” olabilidiğince olmaktan uzak olmasını istedim ve projenin ismi böylece belirdi ; GEVEZE PİYANİST !

Advertisements